Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım
  • Hidayet Sayın Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Ekim 2014 - 18/01/2022
  • BAŞLIK:

     HİDAYET SAYIN: KANARYAYA ÖZGÜRLÜK YAKIŞIR

     

    Spot1 Lefter’e karşı çok büyük bir hayranlık ve sevgim vardı. O Fenerbahçe’ye adını altın harflerle yazdırmış bir futbolcudur. Bugün Fenerbahçe’ye kim hizmet vermişse hepsine karşı sevgim büyük fakat onun çubukluya verdiği hizmet asla unutulmaz. O bir efsaneydi. İyi ki tanımışım iyi ki o muhteşem futbolunu seyretmişim.

     

    Spot2 Benim doğduğum yirmili yıllarda bizlere top oynamayı kötü bir şeymiş gibi gösteren bir zihniyet olmasaydı bugün futbolda çok iyi noktada olan bir Türkiye görebilirdik.

     

    Spot3 Benim için hekimlikle yazarlığın, hangisinin 1. sırada, hangisinin 2.sırada olduğunu belirtmek güç. Ancak hekimliğin daha çok zamanımı aldığını ve beni ekonomik sıkıntılardan uzakta tuttuğunu söyleyebilirim. Hekimliğimin yazarlığıma elbette bir katkısı ve etkisi olmuştur. Çünkü ikisinde de amaç, insanın mutluluğu ve esenliğidir.

     

    Giriş yazısı:  Gelin de, günümüzün ezberci, test çözücü eğitiminden uzaklaşıp biraz gerilere gidelim. Bu ayki röportajımız Sayın Hidayet Sayın’la. Aydın’ın Karahayıt Köyü’nde başlayan hayatına; Tıp doktorluğunu, yazarlığını, tiyatroyu ve Fenerbahçeliliğini sığdıran bir kişinin yaşam öyküsü… Ne mutlu ki böyle Fenerbahçeliler yolumuza çıkıyor ve biz bu değerli büyüklerimizi sizlere tanıtabiliyoruz… Özellikle yirmili otuzlu yıllarda köy insanının yalın, yaşamı içinde geçen yılları, o şartlarda da olsa doktorluk, yazarlık ve tiyatro kariyerindeki kararlılığı beni çok etkiledi.   Kendimi şanslı sayışım  da ondan. Paylaşımınız için teşekkürler Sayın Hidayet Sayın kendim ve dergimiz adına…

     

     

     

     

    -Nasıl Fenerbahçeli oldunuz Hidayet Bey?

     

    Ben 1929 doğumluyum. Aydın’ın Karahayıt Köyü’nde gözlerimi dünyaya açışım nedeniyle kendimi şanslı sayıyorum. Çünkü çocukluğum, l930’ lu yılların ekonomik sıkıntıları içinde geçtiği halde, anlayışlı bir aile ortamında, her köy çocuğu gibi, duvarların dışında, doğayla iç içe, sere serpe büyüdüm. O yıllarda top oynayan her çocuğa büyüklerimiz günah dediyse de ben de top peşinde koşturuyordum. Tabii ben de Fenerbahçeliydim. Yıllar geçtikçe bu sevgi daha da büyüdü. Ve sahaya Cihatlar, Lefter’ler, Can Bartu’lar geldiğinde doruk noktasına ulaştı.

    Lefter’e karşı çok büyük bir hayranlık ve sevgim vardı. O Fenerbahçe’ye adını altın harflerle yazdırmış bir futbolcudur. Bugün Fenerbahçe’ye kim hizmet vermişse hepsine karşı sevgim büyük fakat onun çubukluya verdiği hizmet asla unutulmaz. O bir efsaneydi. İyi ki tanımışım iyi ki o muhteşem futbolunu seyretmişim.

     

    -         Fenerbahçe maçlarına gider miydiniz?

    Maçlara gidişim 1953-54 yıllarında Ankara’da başladı. Spor hekimi bir arkadaşımız hepimizi toplar götürürdü. Çok eğlenceli ve heyecan yaşadığımız zamanlardı.  Bizim dönemimizde genelde maçları radyodan dinlerdik. Maçlara gidebilmek bir lükstü. İnanır mısınız bugün bile Türk futbolunun beşiği sayılan Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’nı görmeyen birçok Egeli insan var.

     

    -         İlginç bir yaşam öykünüz var. Hem ülkemize bir doktor olarak hem de yazar olarak hizmet verdiniz. Aydın’ın Karahayıt Köyü’nden başlayan bu yolculukta neler yaşadınız?    

     

    Ortaokulu Aydın’da okudum. Orada kente gelen bir tiyatro topluluğunda sanırım, Sadi Tek Tiyatrosu’ydu adını bile anımsamadığım bir oyun izleyince, tiyatronun büyülü, çekici havası beni etkilemişti. Ders aralarında, arkadaşlarım bahçede oynarken, ben sınıfta, bir şeyler karalamaya çalışırdım.

    Aydın’da henüz lise yoktu. Ver elini İzmir… Ünlü Atatürk Lisesi Kur’a ile öğrenci alıyordu. Neyse ki, adım çıktı benim de. Sevinçten havalara uçuyordum.  İzmir Atatürk Lisesi’nde yazma hevesim biraz daha gelişti. Hele Türkçe öğretmenimizin sınıfta “Hamlet’i okutması, önümde yeni ufuklar açmıştı.  Tanrım, bu tiyatro denen şey, ne görkemli, ne güzel şeydi…

     

    -         Ya sonra…

     

    Liseyi bitirdiğim yıl, oyun yazma isteğim tutkuya dönüştü. Ama hem yazmayı, hem okulu at başı nasıl götürebilecektim? Anlaşılan birinden bir süre kopmam gerekiyordu. Önceliğimi tiyatrodan yana kullandım.

    Eğitimime bir yıl ara verip, tiyatro yazmak amacıyla köyüme döndüm.    

    Bir yandan bir başka tutkum daha vardı, tıp okuyup, köyümden ilk kez bir doktor çıkabileceğini kanıtlamaktı. Ailem de destek olunca Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girdim. O yıllarda daha İzmir’de üniversite yoktu.

    Derslerle tiyatroyu birlikte yürütme hevesim sürüyordu. Fakültede bir üniversite tiyatrosu kurma hevesimi, bir arkadaşımla birlikte dekana bildirince, “Her şey bitti de, iş nohut çekirdeğe mi kaldı?” paparasıyla, kös kös sınıfımıza dönüverdik.

     

    -         Yani bitti mi tiyatro sevdanız?

     

    Nerde… Devlet Tiyatrosu binasının önünden geçerken, durup, selamlamak geliyordu içimden. Oyuncularla buluşup, konuşabilir miydim acaba? İçimdeki coşkuyu onlarla paylaşsam, ne derlerdi bana? Birkaçının Muhsin Ertuğrul da içlerinde olmak üzere önünü kesip, duygularımı kendilerine açtım. İçlerinden biri olan Ziya Demirel desteğiyle, Ankara Devlet Tiyatrosu’nun çocuk bölümüne girdim. Amacım o büyülü dünyanın sahne gerisini görmek, tozunu, havasını koklamaktı.

    ‘Adını Çocuklar Koysun’ adındaki bir çocuk oyununda rol alarak, bunu beş ay boyunca sürdürdüm. Hatta beklemediğim, hiç düşünmediğim halde,

    orada bana az da olsa, bir miktar para ödendi. O parayla ilk saatimi aldım.  

     Derken Fakülte bitti. Evlendim. Askerlik kuramda Erzincan’ı çektim. 1,5 yıl boyunca, tiyatro sevgisi gene içimde uyuyup duruyordu. Askerlik bitiminde uzmanlık eğitimi için, gene Ankara’ya dönüş… Oğlumun dünyaya gelişi. Süren yazma serüvenim. Gündüzleri hastane, geceleri tiyatro.   Çok değerli insanlarla tanıştım. Orhan Asena, Haldun Taner, Aziz Nesin, Turgut Özakman, Çetin Altan, Cahit Atay, Sevgi Sanlı, Özdemir Nutku, Metin Ant… Derken dört yıllık uzmanlık eğitimini tamamlayarak, çocuk hastalıkları uzmanı olmuştum. Hizmet borçlu olduğuma inandığım güzel Aydın’ımızda görev istedim. Ana ve Çocuk Sağlığı Baştabibi olarak atamam yapılınca, bu fırsatı değerlendirmem gerektiğini düşünerek, yazın ortasında, eşim ve çocuğumla birlikte 1960 yılında Aydın’a geldim.  Hem hekim, hem yönetici olarak kolları sıvadım.

     

     

    -         Aydın’ın 48 köyünde istasyon açarak,  Türkiye’nin ilk pilot il olmasını sağladınız. Ana ve Çocuk Sağlığı Merkezi kurdunuz. Ve şimdi bugüne baktığımızda Aydın’da açılan kültür merkezine ve bir çocuk parkına “Hidayet Sayın” isminin verilmiş olduğunu görüyoruz. Bu da arkanızda iyi bir iz bıraktığınızın göstergesi. Tiyatroya dönersek yazmış olduğunuz  “Topuzlu ve “Pembe Kadın “ oyununuz çok ses getirmişti. Pembe Kadın oyununuzda başrol de de Yıldız Kenter vardı…

     

    Evet, 1963 yılında  ‘Topuzlu’ oyunumu Devlet Tiyatrosu’na gönderdim. Oyunu verdikten üç gün sonra yıllarca beklediğim olup kabul edilip, provalara bile başlandığını öğrendim. Oyun öylesine büyük bir ilgi gördü ki, anlatamam. Ankara’nın ayazında, gece saat üçlerde sıraya girerek, bilet almaya çalışanları görmek, çok hoştu.

     Ardından “Pembe Kadın” da ayni başarıyı yakalayınca, 1965 yılında köy yazarı oluvermiştim. Ünlü oyuncu Yıldız Kenter’in de katkısıyla, oyun İstanbul’da dolu salonda 500 den fazla sahnelendi. Daha sonra sahnelenen oyunlarım sırasıyla şöyleydi:  Kent Oyuncularında  ‘Küçük Devler, Köşe Kapmaca’ (1968), İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda

    ‘Yabancılar’(1975), Kayseri Şehir Tiyatrosu’nda ‘Uzak Dünyalar’ ve ‘Kim Haklı’(1972), İzmir Devlet Tiyatrosu’nda ‘Köklerdeki Kurtlar’(1982), Bursa Devlet Tiyatrosu’nda   ‘Köşe Kapmaca’(1982), ‘Yıldırım Bayezid’(1986), ‘Fiyasko’ (1988),İzmir Devlet Tiyatrosu’nda  ‘Düş Yüklü Bulutlar’(1995), ‘Uzun Bir Hecedir Aşk’(2005),”Altın Kafeste Yangın”(2012) adlı oyunlarım sahnelendi. Ayrıca Devlet Tiyatroları edebi kurulunun onayından geçmiş 16 adet oyunum sahne ışıklarına kavuşmayı bekliyor. Deneyim, gözlem ve birikimlerimi derlediğim, üç deneme kitabım “Aklın Yolu Bir Midir?” , “Dönekliğin Dayanılmaz Hafifliği” ve “Ne Kazandınız Kara Yürekliler” yayınlandı.

     Dördüncü ve beşincisi yayına hazır. Bunların yanında

    “Roman Yazan Tilki” ve “Kanaryaya Özgürlük Yakışır” adlı iki çocuk öykü kitabım var.

     

    -         “Kanaryaya Özgürlük Yakışır” kitabınızın ismi çok hoşuma gitti. Fenerbahçe bizlerin içinde hep bir yerde duruyor. Siz büyüklerimiz bizlerden belki daha şanslıydınız. Efsane futbolcuları seyrettiniz. Maçlarda tüm takım taraftarları birlikte oturdunuz. Biraz o günleri anlatır mısınız?

     

    Şimdi en çok neyi özlüyorum biliyor musunuz? Kaybettiğimiz birbirimize olan saygıyı ve ön yargısız yaklaşımları. Çok maçı diğer takımın rakip oyuncularıyla seyrediyorduk. Maç bittiğindeyse sadece gülerek maçın kritiğin yapıyorduk. Ama maç sahada bitmişti. O bir oyundu. Bunu biz çok iyi biliyorduk.  Hepimizin sorumlulukları vardı. Yaşam şartları çok ağırdı. Şimdi gençlik daha farklı, daha fanatikler. Eskiden bu kadar fanatik yoktu. Yalnız benim üzüldüğüm bir tek konu var. Özellikle Fenerbahçe’nin geçmişine baktığınızda çok büyük futbolcular var. Benim doğduğum yirmili yıllarda bizlere top oynamayı kötü bir şeymiş gibi gösteren bir zihniyet olmasaydı bugün futbolda çok iyi noktada olan bir Türkiye görebilirdik.

     

    -         Bugün Fenerbahçe Spor Kulübü’ne baktığınızda neler hissediyorsunuz?

    3 Temmuz’dan beri kötü fakat sonunda birlik olduğumuzu herkese gösterdiğimiz bir süreç yaşadık. Şimdi kulübümüze baktığımda ve geçmişle kıyaslayacak bir yaşa sahip olduğumdan gurur duyuyorum. Teknoloji olarak bizim gençliğimizde olmayan her şey şimdi var. Tamamıyla profesyonel bir kulüp bunda başkanın çok büyük rolü var. Fakat benim başkanda takdir ettiğim en büyük şey geçmişe olan bağlılığı ve verdiği değer. Bugün baktığınızda tesislere efsaneleşmiş sporcularımızın adı veriliyor. Yeni gelen kuşak sadece maç sonuçlarını, sporcu isimlerini, o yıl çıkacak formaları değil kulübün tarihini de öğreniyorlar. Kulübün sahip olduğu televizyon, dergi de buna aracılık ediyor. 

     

    -         Doktorlukta yaptınız, yazarlıkta… Hangisi ön plandaydı sizin için?

     

    Benim için hekimlikle yazarlığın, hangisinin 1. sırada, hangisinin 2.sırada olduğunu belirtmek güç. Ancak hekimliğin daha çok zamanımı aldığını ve beni ekonomik sıkıntılardan uzakta tuttuğunu söyleyebilirim. Hekimliğimin yazarlığıma elbette bir katkısı ve etkisi olmuştur. Çünkü ikisinde de amaç, insanın mutluluğu ve esenliğidir. Ama tiyatro ile ilgilenmek, benim için hekimlik kadar önemli. Çünkü emekliliğimde benim dostum, sevgilim ve sırdaşım olmayı hala sürdürüyor.

     

     

    -         Dergimiz hakkındaki düşünceleriniz?

     

     

    Dergiye baktığımda inanır mısınız tüm kulübü görebiliyorum. Belki uzaktayım ama bir o kadar da yakınım. 85 yaşında olan bir insanın kulübümüzün bu değişimini ve gelişimini yaşamak nasıl bir onur bunu anlatamam.  

     

      




    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi2
    Bugün Toplam40
    Toplam Ziyaret200245
    Resimler
    Yazılarım
    8 Mart Kadınlar günü Organizasyonu