Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım
  • Can Sipahi Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Aralık 2014 - 18/01/2022
  •  BAŞLIK:  Can Sipahi: Takımımıza ve inandıklarımıza sahip çıkmamız gerekiyor…

     Giriş yazısı : Can Sipahi’nin hikâyesi Ankara’ da başlar… TED Koleji’ni bitirdikten sonra Dr. Binnaz- Dr. Rıdvan Ege Anadolu Lisesi’ni bitirir. Arkasından Sabancı Üniversitesi. Ve Bahçeşehir Üniversitesi’nde ileri oyunculuk üzerine yüksek lisans…  Can’ın hayatı dokuz yaşında voleybolla başlamış. Hayatının içinde müzik, dans, deniz tutkusu, voleybol olmuş. O şimdi başarılı bir genç oyuncu. Sinema, televizyon ve reklam oyunculuğuysa bir tesadüfle başlamış. Can Sipahi’nin hayatında tesadüf olmayan tek şey fanatik düzeyde Fenerbahçeliliği.   Seçimini Fenerbahçe’den yana kullanmış… Dergimiz adına başarılar diliyoruz.

    Spot 0  Takımımıza sahip çıkmamız gerekiyor, inandıklarımıza sahip çıkmamız gerekiyor ya da inandıklarımıza sahip çıkmamız adına da bunları çok doğru bir platformda tartışmamız gerekiyor. Bunun için de benim üzerime bir görev düşüyorsa bunu seve seve yapmayı isterim.

     

    SPOT1:  “Bir Milyon Üye” projesi başarılı ve demokratik bir adım, bu oluşum içerisinde yer almak isterim.

     

    SPOT2  Çekmeköy Undergraund” filminde kentsel dönüşümün orta alt sınıf çocuklarına etkilerini işledik. Film Altın Portakal’da yarıştı, keyifli bir festivaldi. Filmimize güveniyorduk. Elimizden gelenin en iyisini yaptık. Vizyonda hep beraber izleyeceğiz.

     

      

    -         Nasıl Fenerbahçeli oldunuz Can Bey?

     Büyük bir gururla nasıl Fenerbahçeli olduğumu anlatayım. İki etkisi vardı aslında; bir mahalledeki arkadaşlarım, aşırı fanatik amcam ve dedem. Annem Beşiktaşlı, babam koyu Galatasaraylıdır. Amcamla, babam arasında devam eden bir savaş vardı. İkisi de beni kendi tarafına doğru çekmeye çalışıyorlardı. Fakat amcamla dedem daha doğru bir strateji izlediler demek ki… Amcamdan gelen formayla da Fenerbahçeli olduğum iyice netleşti.

     

    -         Maçları seyretmeye stada gelebiliyor musunuz?

    Maçları sık sık seyretmeye geliyorum. Geçen sezon kombinem de vardı. Ama şansızlık oldu biliyorsunuz üzücü haberi aldık Avrupa kupalarından men edildik sezon sönük geçti tabii. Sonra lig kıran kırana geçti. Fakat gönül isterdi ki takımımızı Avrupa’da görebilelim. Türkiye’ye şöyle bir kuşbakışı baksak her tarafta bir karışıklık var. Her ne kadar ben apolitik bakmaya çalışsam da bunların takımımıza da yansıdığını görebiliyorum. Bir fanatik taraftar olarak bu da beni çok üzüyor. Tabii her sezon yeni bir umutla başlıyoruz. Bu sene de şampiyon olacağımıza yürekten inanıyorum.

     

    -         Derbi maçlarındaki heyecanın nasıl, totemlerin var mı?

    Son Fenerbahçe-Galatasaray maçını izleyemedim. Altın Portakal Film Yarışması için Antalya’daydım. Maçlarda çok heyecanlıyım. Totem yaparım gerçekten. Oturduğum yeri değiştiririm, ayağa kalkarım, İç çamaşırlarıma kadar seçerim. Formalarım var birkaç tane her maça göre bu formamı giysem şunu mu giysem diye bir saat onları seçerim. Bazen yanlış formayı seçtiğimden dolayı maçı kaybettiğimizi bile düşünürüm.

    -         Sporla birebir ilgin oldu mu?

    Ben yedi sene lisanslı voleybol oynadım. Bir buçuk sene Ankara lig karmasında pasörlük yaptım. Ted Koleji’nde oynadım. Sonra üniversite için İstanbul’a gelmek durumunda kaldım. Ben Sabancı Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunuyum. Voleybola Sabancı Üniversitesi’nin voleybol takımında da devam ettim. Üniversiteler arası voleybol turnuvalarına katılıyorduk. Çeşitli özel kupalara katılıyorduk. İki üç sene sonra takım kaptanı oldum. Oradaki eğitimim bitince açıkçası voleyboldan uzaklaşmaya başladım. Şu an tekrar yaşamımın içinde tekrar birebir sporun yer almasını planlıyorum. Hayırlısı bakalım. Birden bire spordan kopmak sağlık için iyi bir şey değil ben de biraz hiperaktif bir adamım. Enerjiyi de atmak gerekiyor spor da bunun için en iyi araç. Bu ara çekimlerden ve kendime ayırmam gereken güzel vakitlerden zaman bulamıyorum. Niyetim önümüzdeki hafta başlamak… Bu da çok uzak değil…

    -         Pasörlükteki oyun kuruculuğun hayatına da yansıyor mu?

     Fikirlerimle var olmaya çalışırım fakat kimseyi yönlendirmeye çalışmam. Tabii takım oyununda öyle olmuyor. Birisinin yönlendirmesiyle daha koordineli biçimde oynadığımızı düşünüyorum. Pasör voleybolda takımın beynidir gerçekten. Her şeyidir.  Televizyonla iş yapıyoruz. İzleyiciye iş yapıyoruz. O enerjiyi o sinerjiyi görebilmeleri adına bizimde orda bu takım oyununu çok iyi oluşturabilmemiz gerekiyor. Bu bağlamda ilişkilerimizi kuvvetli tutmaya çalışıyoruz birbirimizi anlama çalışıyoruz.  Örneğin televizyonda üç sezondur devam eden “Beni Öyle Sev” dizisinde oynuyorum.  Çok iyi bir izleyici kitlesiyle yoluna devam eden bir dizi. Ben de bu dizinin içine yeni oyuncu olarak dâhil oldum. Bu diziye dâhil olan ben ve oyuncu arkadaşlarım için avantaj açıkçası. Adaptasyon problemi yaşamadık. Ekibime teşekkür ediyorum. Umarım ekranlara yansıyordur. Çok tatlı bir ekip olduğumuzu düşünüyorum.

    -         Sinema, televizyon, reklam oyunculuğun nasıl başladı?

     

    Sabancı Üniversitesi’nde ikinci sınıftayken bir oyuncu İstemihan Tuna ile bir Ankara- İstanbul yolculuğunda denk geldik. Laf lafı açtı, laf lafı açtı derken bana oyunculuktan bahsetti. Mesleğini anlattı. Benim o zamana kadar gerçekten oyunculukla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Deneyimim de yoktu. Ama müzikallerde dans ediyordum. Çeşitli müzikallerde dans ediyordum. Dansın ve müziğin içindeydim. Yine sahne sanatıyla ilgileniyordum. O da kendimi ifade etmek adına çok güzel bir uğraş olduğunu düşünüyordum. Her zaman kelimelerle kendimi ifade edemiyorum. Açıktım oyunculuğa. İstemihan Ağabey bana Sumru Onat’ı önerdi. Sonra bir iki ay geçti. Açıkçası ben de çok peşinde koşturmadım. Bir gün Cihangir’de kafamı bir çevirdim Sumru Onat’ın Ajansı Cast 33 orada. Arkadaşıma bir dakika gireceğim dedim. Giriş o giriş… Biraz tesadüf oldu yani.

    -         Ya sonra…

    Ajansa kayıt oldum Sumru Hanımla beraber çalışmaya başladık. Aradan bir iki hafta geçti reklam projeleri almaya başladık. Birkaç reklamdan sonra ilk televizyon dizi teklifini aldım. TRT1 de “Ah Kalbim” diye bir diziydi. Sonra “Öğretmen Kemal” diye bir projede yer aldım. Daha sonra “Yıldız Masalı” arada bir de çocuk programı sunuculuğu oldu. Çekimleri Arjantin’de oldu bir üç ay orada kaldım. Çok keyifli bir deneyimdi. Sonra İntikam dizisine başladım.  Beren Saat, Nejat İşler, Mert Fırat vardı. Çok başarılı bir kadronun içinde buldum kendimi. Çok büyük bir şanstı. Hem kendimi yetiştirebilecek hem de oyuncu diye nitelendirdiğimiz insanların bu işe nasıl baktıklarını anlayabilecektim, kavrayabilecektim. O yüzden kendimi çok şanslı hissettim.

    -         Peki ilk sinema filmin…

     

    İlk sinema filmim “Beni Sen Anlat” o da Altın Koza’da yarıştı. 12 Eylül atmosferinde geçen keyifli bir işti. Ondan sonra “Çekmeköy Underground” filminde oynadım. Ayşim Türkmen’in yönettiği ekip arkadaşlarım inanılmaz insanlardı. Kerem Can, Barış Gönenen, Ayşe Selen, Aslı Memaz Gözde Kocaoğlu, Hakan Ummak, Özer Arslan hepsi başarılı hepsi de geleceği çok parlak oyuncular. Çok güzel bir enerjimiz vardı. Bunun da perdeye yansıdığını düşünüyorum.

    -         Filmin konusu nedir?

    Çekmeköy Undergraund” filminde kentsel dönüşümün orta alt sınıf çocuklarına etkilerini işledik. Film Altın Portakal’da yarıştı, keyifli bir festivaldi. Filmimize güveniyorduk. Elimizden gelenin en iyisini yaptık. Vizyonda hep beraber izleyeceğiz.

    -         Taraftarlarımıza mesajın…

     

    Takımımıza sahip çıkmamız gerekiyor, inandıklarımıza sahip çıkmamız gerekiyor ya da inandıklarımıza sahip çıkmamız adına da bunları çok doğru bir platformda tartışmamız gerekiyor. Bunun için de benim üzerime bir görev düşüyorsa bunu seve seve yapmayı isterim. Çok sağduyulu durup düşünüp öyle davranmamız gerekiyor. Ama takımımızı da hiçbir yere hiçbir kimseye bırakmaya niyetimiz yok.

    -         Fenerium’lardan en çok ne alırsın?

    Feneriumlar çok başarılı mağazaya girdiğinizde kurumsal havayı koklayabiliyorsunuz. Mağazaya girdiğimde en çok forma ve aksesuarlara yöneliyorum.

    -         Bir Milyon Üye projesine nasıl bakıyorsun…

    “Bir Milyon Üye” projesi başarılı ve demokratik bir adım, bu oluşum içerisinde yer almak isterim.

    -         Dergimiz hakkındaki düşüncelerin…

    Dergimiz çok başarılı ve tirajı çok yüksek bir dergi… Bizim kulübümüzün her şeyi güzel.

    -         Dünyada ve ülkemizde en beğendiğin futbolcular kimler?

    Ronaldo’yu tek geçerim..Türkiye’de Mehmet Topal örümcek bel kemiğimiz…. Benim futbola düşkünlüğüm çok. Aynı zamanda fırsat buldukça oynuyoru. Fakat kolum, bacağım futbol oynarken kırıldı. Kendimi kaybediyorum. oynarken. Daha sonra oynayamamaya başladım. Geçenlerde bu sefer kaleye geçeyim dedim omuzum çıktı, sakatlıklarım çok ama iyi bir seyirciyim.

    -         Son sözün

     

    Takım olmayı tekrar öğrenmememiz gerekiyor. Bu hayatımızın her noktasında böyle. Etrafımızdaki insanlarla beraber olmayı öğrenmemiz gerekiyor. Hepimizin özgürlük çemberleri var bunların üst üste geçmemesi gerekiyor. Bu oynadığımız futbolda da böyle. Kaç senelik bir  kulüpten, bir çınardan bahsediyoruz. Bunu yapabilmemiz gerekiyor.

     

     

      

     




    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam97
    Toplam Ziyaret213177
    Resimler
    Yazılarım
    8 Mart Kadınlar günü Organizasyonu